Kayıtlar

Sen...

Sen baharın baştan sona esintisi Sen bir inancın yedi dilde yedi rengi, Ben sınırların ardında  Hali umudu yitik talihsiz bir veda, Sen ferhatın şirini, nazımın piryesi, Ben Arifin 33 kurşunu, Sen hakikatin güneşi, Ben varlığına aşina yokluğunun cehennemi, Sen dağlardan dağlara Berivan türküsü, Ben hayra yoran hayalperest düşü, Sen gözlerden ırak, yalnızlık doğuran bir şehrin yorgun yüzü, Sen koltuk altı kokmuş bir coğrafyada beşinci mevsim, Ben yıkık bir Medcezir'in kaybetme hali, Sen yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü, Ben şakaklarından vurulmuş bir ceylanın kırılanan kalbi, Sen kafkanın milenaya olan hüznü, Ben Yusufun kör dip kuyusu... Şimdi cennet sen isen, Ben yokluğunda beklemenin cehennemiyim! ve bütün günahlarına talibim...

Kadının İçindeki Tanrı /ARJİN (Öykü)

                                        İkisi de çalıştığı alanlarda kurulu ezber yapıları hep eleştirdiler. Arjin bir sosyal antropoloji öğrencisiydi. Yani insanın kökenini, evrimini ve meydana getirdiği ırklarını inceler. Bu bölümü seçmesindeki nedenlerden biriside yaşadığı coğrafyada insanların kendi kökenini bilmemesi geçmişinden bağımsız bir hayat sürdürmesiydi. Arjin sosyalist, komünist görüşlere sahipti. Çoğunluğun olduğu yerde hep azınlıktan yanaydı. Kadın hareketinde sosyal haklar mücadelesinde aktif bir katılımcıydı.   Zeyd halkla ilişkiler bölümü öğrencisiydi. Arjin’le, insan hakları üzerine yapılan bir söyleşide konferans salonunda tanışmıştılar. Üç yüze yakın öğrencinin olduğu konferans salonunda bir soru cevap diyalogunda Arjin’nin, yanlış bir düzlem üzerinde hareket eden üniversite öğretim görevlisine sert çıkış yapması üzerine Zeyd dışında hiçbir öğrencinin Arjin’...

Bir Yoldaşa...

  Mezuniyetten bir gün sonra sınıfça sabah kahvaltısında buluştuk. Çoğu arkadaşımızın annesi, babası ve kardeşleri de katılmıştı. Aramızda farklı inançlara, düşüncelere sahip insanlar vardı. Her ne olursa olsun, herkes birbirine saygı duyuyordu. Böyle bir ortamda insanların birbirine saygı, sevgi ile yaklaşımlarından çok hoşnuttum. Farklı ülkelerden, farklı dillerden insanlar tanıdım. Hayatı nasıl güzelleştiririz sorusuna çok güzel cevaplar topladım. ''tabi Rozerin en güzel cevaptı bana''. Her gün hayalini kurduğumuz o kolektif yaşamın taslağını bir iki satır bıraktım. Pas tutsun diye değil, okunsun diye... Zamanı gelmişti artık. Eğitimi de bitirmiştik. Şimdi ise vedalaşma zamanı, benim için çok zor olacak biliyorum. Vedaları kaldıramıyor yürek otogarım. Hele ki bir daha görememe korkusuyla her gün gözlerinin içinde kaybolduğum Rozerin... Nasıl vedalaşırım, nasıl unutabilirim gülüşünü, duruşunu, kararlılığını, merhametini, insaniyetini. Ben ki aşka inanmazdım, şimdi...

Biz Unutmadık da...

Unutmadık, Uludere kan ağlarken 34 yerinden nasıl parçalandığnı, Zilan yetim kalırken 15 bin kere nasıl ölüp dirildiğini, Ana rahminden toprağa düşen canları, Saçları mezar taşına asılan kadınları, Yaşından büyük katliamlara şahit olmuş çocukları... Unutmadık 1943'ü, Kürtçe ıslık çalmanın Kimseye zararı olmayacağını bildikleri halde Tanrıya karşı gelmelerini, Dar ağacına giderken "kerbelayime, be gunayimi, Ayıbo, zulumo, cinayet" diyen Seyit Rıza'yı... Unutmadık, Bedeninden 13 kurşun çıkan 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ı, Daha kalem tutamazken muhalif düşüncelerle Baş kaldıran çocukları... Unutmadık, Dönen dönsün Ben dönmezsem diyen Pir Sultan Abdal'ı, Hallac-ı Mansur'u... Unutmadık, Dört kibrit çöpüyle isyan eden inancı, Faşizme sosyalizm, Emperyalizme devrim Denizleri, mahirleri, hüseyinleri, Kaypakkayaları wallaha unutmadık... Biz unutmadık da, Bütün bunlara tanrı şahit oldu mu?

Hayallerimden Öte

Adalet kavramının ne denli eşit olduğuna bir türlü aklım ermiyordu. Maaş bodrolarına yazılı hayatların çok ötesinde yaşayan kiralık bir yaşamdı bizimkisi. Lüks şöminelerin önünde oturup kahve yudumlayanların çok uzağında penceresiz bir evde bacası tutmayan sobanın etrafında oturup hayalperest duygularla ısınan insanlardık. Belki onların sahip olduğu mülkiyetlerden yoksunduk ama biz en büyük mülkiyetimizi yer sofralarında bölüşmüştük kardeşlerimizle. Belkide resmi makamlarda hiç geçmemiştir isimlerimiz ama çizdiğimiz bu yolda savunduğumuz kardeşliğin ve özgürlüğün kararlılığıyla yer sofralarında ekmeğini bölüşen insanların gönlünde senet olarak kayda geçmiştir isimlerimiz. Böyle bozuk bir düzende insanlığa tepeden bakanlarla bir tek ortak noktamız vardı. Oda aynı çağda nefes alıp, aynı göğün/yüzüne bakmamızdı. Herkes kendi yaşamlarını sürdürebilmek için kalabakların arasında otomotlar gibi didinirken, ben top yekbun düşünme yetisini yitirmiş böyle bir topluma ayna tutmaya çalışıyordum. ...