Bir Yoldaşa...
Mezuniyetten bir gün sonra sınıfça sabah kahvaltısında buluştuk. Çoğu arkadaşımızın annesi, babası ve kardeşleri de katılmıştı. Aramızda farklı inançlara, düşüncelere sahip insanlar vardı. Her ne olursa olsun, herkes birbirine saygı duyuyordu. Böyle bir ortamda insanların birbirine saygı, sevgi ile yaklaşımlarından çok hoşnuttum. Farklı ülkelerden, farklı dillerden insanlar tanıdım. Hayatı nasıl güzelleştiririz sorusuna çok güzel cevaplar topladım. ''tabi Rozerin en güzel cevaptı bana''. Her gün hayalini kurduğumuz o kolektif yaşamın taslağını bir iki satır bıraktım. Pas tutsun diye değil, okunsun diye...
Zamanı gelmişti artık. Eğitimi de bitirmiştik. Şimdi ise vedalaşma zamanı, benim için çok zor olacak biliyorum. Vedaları kaldıramıyor yürek otogarım. Hele ki bir daha görememe korkusuyla her gün gözlerinin içinde kaybolduğum Rozerin... Nasıl vedalaşırım, nasıl unutabilirim gülüşünü, duruşunu, kararlılığını, merhametini, insaniyetini. Ben ki aşka inanmazdım, şimdi ise aşkın kor ateşinde yanıyorum. Onu gördüğüm her anı belleğimden nasıl silebilirim bilmiyorum. Asla silemem, istesem de silemem zaten. Saat olmuş gece yarısı, Rozerin'i düşünmekten valizimi toplayamadım, toplamaya da niyetim yok zaten. Konuşsam mı acaba, her şeyi itiraf etsem kabul eder mi ki? O da benim gibi düşünür mü? Ya düşünmezse... Saat olmuş gece yarısı dört yılı geri de bıraktın, dört yıl zarfında konuşmamışsın, şimdi mi konuşacaksın! Sen kaybettim oğlum... Hep kaybetme korkusuyla baktım. Ama o kadar güzel ki Rozerin, onu göremediğim günler uykusuzluktan geberiyordum. Ahh Rozerin benim en güzel bekleyişim. Sabaha ve sürgülü yalnızlıklara saatler kaldı. Mesaj atsam mı acaba... Ne kaybedebilirim ki, aslında çok şey kaybedebilirim. Gerçi bu saatte uyuyordur o güzel uykusunu bozmayayım, kıyamam. Sabah dokuz olmuş, masanın üzeride uyuya kalmışım. On bir de terminalde toplanacağız ve ben daha eşyalarımı, valizimi toplamış değilim. Hemen duş alıp valizimi topladım aceleyle. Her şeyi son kez kontrol ettikten sonra otogara doğru yola koyuldum. Şehir içi minibüs durağında durdum. Minibüsle gitmeliydim, yoksa yetişemezdim. Durakta benden önce vedalaşan bir iki arkadaş gördüm. Daha çok sevgili gibi duruyorlardı. erkeğin gözleri dolmuş nasılda sarmaş dolaş, kopmak istemiyordu. Hele ki saçlarının kokusunu bir içine çekişi vardı... Ben de Rozerin'e böyle sarılabilseydim, herhalde dünyalar benim olurdu. Aahh Rozerin o narin ellerin, o kıvırcık saçların, hele ki gülüşün... Bir anlasan, bir fark etsen beni, seni nasıl düşünmenin tadında boğulduğumu, hayali olsa bile nasıl mutlu olduğumu bir bilsen.
Minibüse binerken iki sevgilinin bakışları arasında kaldım. Minibüste derin derin buğulu cama bakarken Rozerin'in ismini buğulu cama yazdım, bir kaç dakika sonra yok oldu camda Rozerin. Acaba zaman geçtikçe yüreğime kazdığım Rozerin'de kaybolup gider mi? Gidiyor zaten keşke yüreğimi avuçlarına bırakabilsem... Terminale vardım sonunda, gözlerim Rozerin'i ararken boğazım düğüm düğüm, içimden bişeyler kopar gibi oluyordum. Biran gözlerimin kıblesine düştü Rozerin, Allahım dedim, buanı yaşarken veda olmasın. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunun hüsran olduğunu biliyordum. Diğer arkadaşlar seslenince bana, ağır adımlarla yanlarına gittim. Tokalaştık hal hatır vasfından sonra oturduk terminalde, ben Rozerin'in yanına oturdum.
-Merhaba Rozerin nasılsın?
-İyiyim Sidar teşekkür ederim, sen nasılsın?
-Seni gördümm, yani sizleri gördüm daha iyi oldum.
Rozerin tebessümle gözlerimin içine bakıyordu. Arkadaşlar kahve söyledi. Kahveniz nasıl olsun dedi arkadaş. Rozerin orta şekerli istedi. Diğer arkadaşlarda söyledi. Bende kahveyi şekerli içerim normalde ama o an içimden Rozerin'e 'sen yanımdayken ben kahveyi nasıl şekerli içeyim' diye söylendim. Arkadaşta sırtıma dokunda 'sidoo dalmışsın' dedi. Biran irkildim pardon ben şekersiz alayım dedim. Rozerin de bir tuhaflık vardı, evet evet bundan emindim. Rozerin Mardin'e yolcu, ben ise yenilginin sıcaklığıyla kavrulan Siverek'e. kahveler geldikten sonra otobüs kalkana kadar sohbet ettik. Altı kişiydik. O gün memleketine gidecek olan üç kişiydi, diğer üç arkadaşta bizleri yolculamaya gelmişti. Aslında bileti kesmeden önce Rozerin'e İstanbul'a gideceğimi söylemiştim ama ben Rozerin'le aynı otobüste yan yana olan iki koltuk numarasına kestim, tabi Rozerin'nin bundan haberi yoktu. Şimdi diyeceksiniz neden böyle bir şey yaptın. Çünkü vedalaşırken sarılamazdım, saçlarına dokunup bir nebzede olsa koklayamazdım. Kahveler bittikten sonra Rozerin'e daha önce verdiğim bir ders notu kitabını bana uzattı, unutmadan vereyim dedi. Bende üniversite bitti artık işimize yaramaz dedim.
Yine tebessümle belli mi olur al belki işine yarar dedi. Sonra şaşırdım biraz. Not desterini hafiften kurcalarken bir şeyi hatırladım ve biran dondum yerimde. Not defterinin arkasına Rozerin'e ve hitaben duygularımı kaleme almıştım ve Rozerin'le başlayan bir şiir de yazmıştım. Aklıma gelince arka sayfasına bakamadım bile. Fazla kurcalamadan sırt çantama koydum. Sonra Rozerin'e notların faydasını gördün mü? Diye sordum. Çok teşekkür etti. Faydasını gördüğünü ve kendisi için çok önemli olduğunu söyledi. Biran kaskatı kesildim, dondum yerimde. İçimden söylendim acaba okumuş mudur? Rozerin'de bir tuhaflık vardı, fazla konuşmuyordu. Otobüsün kalkış saati geldi ve yavaş yavaş otobüse doğru hareket ettik. Vedalaşma zamanı gelmişti. Vedalaşmak için kendimi en arkaya atmıştım. Rozerin diğer arkadaşlarla vedalaştıktan sonra bana geldi, derin bir iç çekişle Sidar dedi. Kollarını açtı tebessümle, o an boğazım düğüm düğüm, gözlerim buğulu... Sarıldım sıkı sıkı, saçlarına dokundum. Hafiften kulağıma fısıldadı, arka sayfayı ben aldım, bende kaldığı sürece anlamı bozulmayacaktır dedi ve beni asla unutmayacağını söyledi.
O an elim, ayağım bir birine dolanmıştı, Karmakarışık duygular içindeydim. Bırakmak istemiyordum ama otobüs kalkmak üzereydi. Rozerin’den sonra bende valizimi otobüs bağajına koymak için muavine verdim. Rozerin bunu fark edince Sidar diye seslendi. Rozerin unuttum sana söylemeyi, istanbul seferini iptal ettim. Annem biraz rahatsız onu görmeye gideceğimi söyledim. Oda güler yüzle hadi geçelim otobüs kalkacak dedi. diğer arkadaşlarla da vedalaştıktan sonra otobüse yerimize geçtik. Rozerin cam kenarına oturdu. Cam kenarını çok sever, zaten bileti kesmeden önce de tembihlemişti beni mutlaka cam kenarı olsun diye. Otobüs kalkmadan önce bilet kontrolü yapıldı, daha sonra otobüs hareket etmeye başladı. Şehir dışına çıkana kadar ikimizden de ses çıkmadı. Aslında konuşmak istiyorduk hem de her şeyi. Yirmi dakika geçtikten sonra Rozerin 'ne zamandan beridir böylesin' dedi. Bende ne diyeceğimi bilmiyordum. Biraz geveledim ama sonra anlattım her şeyi. Rozerin'i ilk yılımda tanımıştım. Ben uluslararası ilişkiler bölümündeydim, Rozerin ise psikoloji bölümünde.
Rozerin'nin düşünceleri, hayata bakış açısı çok etkilemişti beni. Kendime çok yakın buluyordum. Bir gün konferans salonunda öğrenci konseyi birliği başkanının düzenlediği bir söyleşide, üniversitemizde olan sorunları, eksikleri dile getirmek için konferans salonunda toplanan öğrencilerin çoğu susarken, Rozerin tek başına ayağa kalkıp, kötü giden eğitim sistemini, öğrenci haklarının kısıtlanması vb. gibi sorunları dile getirmişti. O an ki duruşuna, kararlığına hayran kalmıştım. Onu Şili Kominist Partisi Gençlik Kolları Üyesi ve Şili Üniversitesi öğrenci ayaklanmasının lideri olan Camila vallejo'ya benzetiyordum. Düşünceleri, duruşu onu anımsatıyordu bana. Boynundaki kırmızı fuları, Yeşil ceketi ve birde o güzel gülüşü, tabi gülmek devrimci bir eylemdir. Böyle bir eylem bir kadına bu kadar mı çok yakışır.
Kolektif bir yaşam hepimizin hayaliydi. Rozerin bu hayat mücadelesinde hep aktif bir katılımcıydı. Kadın hakları, sosyal haklar mücadelesinde her zaman en ön safta yerini alırdı. Yanlışın olduğu yerde hep doğru olmaya çalışırdı. Paylaşmanın değerini hep dile getirirdi. İşte bu yüzden hayrandım ona.
Bir gün ders çıkışı kampüsün içerisinde halay çeken öğrenciler gördüm. Rozerin’de oradaydı, oda halay safında yerini almıştı. Erbane çalıp, zılgıt veren kadınlar vardı. Böyle güzel bir ortamda daha önce hiç bulunmamıştım. Yabancı uyruklu öğrencilerin halaya eşlik edip ayak uydurmaları ve yüzlerindeki mutluluk... o an ki duyguyu daha önce hiç yaşamamıştım. Sonra bende halaya katıldım, büyük bir cesaretle Rozerin’in koluna girdim. gözlerimi ondan alamıyordum. Halay çekmesinin pek beceremiyordum ama ayak uydurmaya çalışıyordum. Ritmi yakalamayınca, Rozerin güler yüzle ayaklarıma bak takip et diyordu ama gözlerimi ondan alamıyordum. Elini nasılda sıkıca tutmuşum. Sonra kulağıma seslendi, sıkma kendini rahat bırak. Ben heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. Rozerin halaydan çıkınca bende çıktım. Kendisine yakın durmaya çalıştım. Belki bir ihtimal bir şey olurda konuşurum diye aklımdan geçirirken o an su uzattı bana. Aldım suyu teşekkür ettim. Biran konuşur gibi oldu ama ben çekingenliğimden kurtulamamıştım. Sonra yavaş yavaş herkes dağıldı. Rozerin’de gidiyordu arkadaşlarıyla. Ben de kendimi belli etmeden Rozerin’i takip etmeye başladım.
Aslında pek takip de denmezdi. Bir nevi hipnoz olmuş gibiydim. Üç kadın ve iki erkeklerdi. On beş dakika yürüdükten sonra, tabelasında Sosyalist Gençlik Derneği yazan bir yere girdiler. Küçük bir yerdi. Derneğin önünden geçerken kendimi belli etmemeye çalıştım. Kapalı havada hafiften yağan yağmurun altında yürürken, Rozerin’i düşünmenin tadında boğuluyordum. Şundan emindim ki; Rozerin belleğimin en güzel yerinde kalacak hep.
Üç gün sonra 1 mayıs işçi bayramı. Kampüsün bahçesinde 9-10 öğrenci vardı. 1 mayıs işçi bayramını kutlamak için hazırlık yapıyordu. Yine Rozerin’de oradaydı. Gidip Rozerin’e yanaştım ve ben de katılabilir miyim size, yardım ederim dedim. Oda güler yüzle çok teşekkür ederim, çok mutlu olurum dedi. Wallahi ben de çok mutlu olurum dedim içimden. İşin ucundan tutayım dedim. O an Rozerin adımı sordu. Biran heyecan yaptım, konuşamadım. Tabi arkadaş olacaktık, her şey geçiyordu o an aklımdan. Zamanlama hatası yapsam da, sonradan Sidar dedim. Memnun oldum. Bende memnun olmuştum hem de çok.
Spreylerle bezden yapılan pankartlara 1 Mayıs İşçi Bayramı, işçiler kardeş patron kalleş, Biji Yeké Gulané yazılarını pankartlara yazdık spreylerle. Pankartları hazırlarken Rozerin, Adnan Yücel’in ‘sen yürürsün rüzgar yürür’ şiirini okudu. Hayranlıkla dinledim. pankartları hazırlarken telefonu cebimden çıkartıp kameraya almak istedim o anı, ama o kadar samimi değildim. Daha birkaç dakika önce tanışmıştım kendisiyle. Pankartları hazırladıktan sonra Rozerin ve arkadaşları kampüsten ayrılmaya başladılar. Kampüsten çıkmadan Rozerin geri gelip teşekkür etti. İstersen bizimle gel, yakınlarda güzel bir derneğimiz var, eminim beğeneceksin. Kaçak çayımızda var, sıcak sıcak içeriz dedi. Doğruyu söylemek gerekirse bende seninle gelmek istedim, yani sizinle. Haydi, gidelim o zaman. Hep birlikte derneğe doğru yola koyulduk. Yolda Rozerin arkadaşlarla tanıştırdı beni. Hepsi çok iyi insanlardı. Derneğe geldiğimizde hemen her biri, bir iki dakikalık iş dağılımı yaptı, ortalığı toplayıp temizlediler. Bende bir şeyin ucundan tutmak istedim ama bırakmadılar. Dernek küçük, tatlı ve sıcak bir yerdi. Çok beğenmiştim. Kitaplıklar tıka basa dolu kitap doluydu.
Duvarda asılı posterler, köşede masanın üstünde duran eski bir daktilo ve eski bir plak. Çok güzel bir görüntüsü ve nostalji havası vardı. Daha sonra çaylar demlendi ve bardaklara dolduruldu. Sohbet memleketten açılınca Rozerin nereli olduğumu sordu. Siverekliyim dedim. Rozerin’de Siverek’i bilirim, memlekete giderken Siverekten geçeriz hep dedi. Sonra Rozerin’e sen nerelisin diye sordum. Mardinliyim dedi. Siverek’e yakın olması hoşuma gitmişti. Sohbet uzayınca bir bardak, iki bardak, üç bardak çay derken hava hafiften kararmıştı.
- Hava karardı ben müsaadenizle kalkayım, çay için de çok teşekkür ederim.
- Ne demek lafı bile olmaz. Yine gel hep birlikte oturur çay içeriz, sohbet ederiz, zaten aynı üniversitedeyiz. Ha bu arada 1 Mayıs İşçi Bayramına katılacaksın değil mi?
- Tabi ki de katılacağım, benden sizlerden biriyim dedim güler yüzle.
Dernekten çıkarken gözlerimi Rozerin’den alamıyordum. Çıkmadan ‘görüşmek üzere dikkat et kendine’ diye seslendi bana. O kadar sıcaktılar ki çok mutlu olmuştum. Sonrası nasıl olacak bilemiyordum ama şimdilik her şey yolundaydı.
1 Mayıs öncesi üniversitenin kafeteryasında karşılaştık arkadaşlarla, Rozerin yarın kampüste toplanıp hep birlikte meydana doğru gideceğimizi söyledi. İstersen numaranı söyle seni whatsapp grubuna ekleyeyim oradan haberleşiriz dedi. Ben de tamam iyi olur aslında dedim. Akşam gruba yarın saat kaçta toplanacağımızı yazdı Rozerin. Grubun adını da yoldaşlar diye kaydetmişler. Ben de gruba sabah belirtilen saatte görüşmek üzere yoldaşlar yazdım. Diğer arkadaşlarda aynı şekilde karşılık verdi zafer işaretiyle. Yavaş yavaş sabah kampüste toplanmaya başladık, daha sonra meydana doğru yola koyulduk. Meydana vardığımızda küçüğünden tut, büyüğüne kadar herkes toplanıyordu.
Arkadaşlardan bazıları bir şeyler atıştırmak için pastaneye gitmek istedi ama Rozerin bırakmadı pastaneye gitmeye. Meydanda başının üstündeki tepside simit satan çocuğu işaret etti, asıl bunların kazanması lazım, bunları görmezden gelemeyiz bu herkes için geçerli dedi. Her hareketiyle, düşüncesiyle bambaşkaydı Rozerin. Meydanlar tıka basa dolmuştu. Büyük amfiler kurulmuştu, şarkılar türküler çalıyordu. Halaylar çekiliyordu.
Bir iki saat sonra büyük kitleler halinde hep birlikte, kol kola sloganlar eşliğinde Kızılay’a doğru yürümeye başladık.
Emekçinin, işçinin bayramında yüreği güzel insanların dayanışma içinde olması umut vericiydi. İnsanların dil, din, ırk, inanç, düşünce ayrımı yapmaksızın bir birine destek olmalı. Ama bazı düşünme yetisini yitirmiş, siyahla beyazı ayırt edemeyecek kadar körelmiş insanların ortamı provoke etmesi kaçınılmazdı. Emeğin alın terinin hiçbir önemi yoktu onlar için.
Provokasyona gelmeden yolumuza devam ettik, hep birlikte inanç ile umut ile... halaylar çektik, türküler söyledik. Günün anlam ve önemini her zaman ki gibi vurguladık.
Zaman geçtikçe ve yaş ilerledikçe insanların benliğini yitirdiği böyle bozuk bir çağda düşünebilen insanlar aydınlığa giden yolda birer delildir.
Aslında ikisi de insandı, yani bizlerdik. Adaleti bulan da, eşitsizlik üzerine kurulan bütün sistemlerin mimarı da... İnsanlar akıllarını cehennem seramikleriyle örerken cehaleti meşrulaştıran bozuk sistemler hep var oldular. Bunların karşısında aydınlığa yürüyen bilge, aydın insanlarda hep var olacaklar...
İnsaniyet adına attığı bütün adımları takip edip hep eşlik ettim. Sığınma evlerine, çocuk esirgeme kurumlarına yapılan ziyaretler, köy okullarına gönderilen kitap, defter, kalem vb. gibi okul araç gereçleri...
Paylaşmanın değerinin simgesi, düşünceleriyle bağdaşmış biriydi Rozerin. İşte bu yüzden aşık olmak güzeldi.
Evet Rozerin ne zamandan beridir böyleyim, anlatacağım sana. Üniversitenin ilk yıllarından beridir seni takip ediyordum. Attığın her adımda güzel şeyler yeşeriyordu yeryüzünde. Hayatı, yaşamı sorgularken aklımın Labirentlerinde, sen hepsine birer cevap oluyordun. Hep hayatı nasıl güzelleştiririz sorusunu soruyordum kendime. En güzel cevapları da sende bulurdum hep. Paylaşmanın değeri, inancın yüceliği, direnişin güzelliğini hepsini senden öğrendim. Benim için bir idoldün. Her gülüşünün güzelliği kızıl bayrağı diker gibiydi devrimin şafağına. İşte sana böyle aşık oldum Rozerin, bir yoldaşa yakışır gibi.
- Ah be Sidar sona bırakılan her veda acıdır. Kapanmaz bir yara gibi. Adımı buğulu cama yazar mısın?
- Neden ki?
- Sen yaz Sidar.
- Tamam yazdım.
- On dakika bekleyelim.
- Tamam.
On dakika sonra cama yazdığım Rozerin ismi yok oldu.
-İşte böyledir Sidar, zaman her şeyin ilacıdır derler. Sen beni hep düşüncelerimle hatırla, düşüncelerimle sev, sev ki ben de seni böyle seveyim bir yoldaşa yakışır gibi. Derin derin baktım gözlerinin içine. O an içimde fırtınalar kopuyordu. Bir yandan şarnobil faciasını yaşar gibiydim. Bir yandan da Küba devriminin zaferini kutlar gibi. Ben seni hep yoldaş gibi seveceğim Rozerin. Başımı omzuna yaslayabilir mirim? Kavga da aşk, yenilgide büyük bir öfke, meydanlarda ise aman dilemez bir cesaret olmak için. Tebessümle ‘yasla başını sosyalizme’ dedi. Bende gülümseyerek başımı sol omzuna yasladım.
Biliyor musun? Rozerin, seninle bunları konuşmasaydım, bütün yolları yürümüş, bütün güzellikleri yitirmiş ve bütün güzel zamanları geride bırakmış gibi hissedecektim. Ama şimdi hepsi sol avucumun içinde ve düşüncelerin benim en güzel ilkelerim. Artık sürgülü yalnızlıklarla değil, özgürce direniş ile inanç ve umut ile bir yoldaşa yakışır bir şekilde seni seveceğim.
- Bende seni her zaman inanç ile eylemin en ön safında, kızıl bayrağın gölgesinde, ritim tutmuş sloganların büyüyen direnişinde bir yoldaşa yakışır gibi seveceğim.
( Düzenlenecek Öykü)
Yorumlar
Yorum Gönder