Kadının İçindeki Tanrı /ARJİN (Öykü)
İkisi de çalıştığı alanlarda kurulu ezber yapıları hep eleştirdiler. Arjin bir sosyal antropoloji öğrencisiydi. Yani insanın kökenini, evrimini ve meydana getirdiği ırklarını inceler. Bu bölümü seçmesindeki nedenlerden biriside yaşadığı coğrafyada insanların kendi kökenini bilmemesi geçmişinden bağımsız bir hayat sürdürmesiydi. Arjin sosyalist, komünist görüşlere sahipti. Çoğunluğun olduğu yerde hep azınlıktan yanaydı. Kadın hareketinde sosyal haklar mücadelesinde aktif bir katılımcıydı.
Zeyd halkla ilişkiler bölümü
öğrencisiydi. Arjin’le, insan hakları üzerine yapılan bir söyleşide konferans
salonunda tanışmıştılar. Üç yüze yakın öğrencinin olduğu konferans salonunda
bir soru cevap diyalogunda Arjin’nin, yanlış bir düzlem üzerinde hareket eden
üniversite öğretim görevlisine sert çıkış yapması üzerine Zeyd dışında hiçbir
öğrencinin Arjin’i desteklememesi öğrencilerin bu yanlışı kabul etmelerinin
göstergesiydi. Aslında Arjin bütün öğrenciler adına konuşmuştu. Kötü gidin
eğitim sisteminin geliştirilmesi, öğrenci haklarının kısıtlanmaması vb. gibi
sorunları dile getirmesi bütün öğrenciler adınaydı. Salonda kadından çok erkek
vardı. Bu arada Arjin Kadın, Zeyd ise erkekti.
Konferans çıkışı öğretim üyelerinin
Arjin’e olumsuz yaklaşımları ve Zeyd’in takdir etmesinden çok hoşnuttu Arjin.
Bu cesareti sonradan herkesin takdirini
kazanmıştı. (Kadın Başkaldır) Zeyd’in duruşunu kendine yakın bulan Arjin,
Zeyd’le aralarında sıkı bir bağ, sıkı bir arkadaşlığın temelini oluşturmuştu.
Zamanla insani değerler üzerine kurulu
düşünceleri paylaştıkça kitlesel bir güç oluşturmuştu. Arjin daha çok kadın
hakları savunucusuydu. Çünkü kadın haklarının hiçe sayıldığı bir dönemde sesi
yükseltmek, bir kıvılcım saçmak gerekiyordu. O kıvılcım adı arjin’di.
Kitlesel
Konuşma
Yedi yüze yakın öğrencinin katıldığı
kütüphane haftasında öğrencilere öncülük eden Arjin kitap okumadan sonra eline
mikrofonu alarak öğrencilere Nazım’dan, Shakespeare’den ve en son da Ahmet
Arif’in Anadolu şiirinden birer kesit okudu;
Türkü
mutluluklarım oldu şu hayatta
Fakat
aslında tek bir şey hep aynı kaldı
On
dokuzumda sana geldim
Seninle
yetiştim komünist oldum
Ve
sana bağlılığım baki
Sen
bu olağanüstü yolculukta ilk sabahsın,
Seninle
başladı kutlu yürüyüş
Sen
bütün tohumların tohumusun
Ve
dünya, dünya olalı beri
Daha
bereketli bir yağmur görmedi
Senden
başka...
Nazım hikmet
Cehalet tanrının laneti olduğuna göre
Bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır...
Shakespera
Öyle yıkma kendini
Öyle mahzun, öyle garip,
Nerede olursan ol,
İçerde dışarıda, derste sırada,
Yürü üstüne, üstüne
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının,
Dayan kitap ile, dayan iş ile,
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile,
Dayan rüsva etme beni...
Ahmet Arif
En sonda öğrenciler geniş bir kitle
halinde Arjin’i alkışladı. Bunun yanın da olumsuz eleştiriler yapanlar da vardı
tabi buda karşıt görüşlü olmalarındandı.
Arjin hayatı boyunca hep güzel şeyler yapmaya
çalışmıştır. Çünkü yanlışı, doğruyu ve iyiyi, kötüyü iyi bir şekilde ayırt
edebilmiştir.
Yavaştan, yavaştan bir idol haline
gelmişti. Zamanla öğrencilerle kaynaşan Arjin iyi bir arkadaş ortamı
oluşturmuştu. Zamanı iyi değerlendirmek adına Zeyd’le okul çıkışı konuşarak
hafta sonları arkadaşlarla ne gibi bir plan bir etkinlik yapabiliriz söylemi
üzerine Arjin, Zeyd’e daha önce gittiğim
bir dernek var, hafta sonları arkadaşlarla orada toplanalım en azından birlikte
zaman geçiririz. Şimdi sen arkadaşlarla konuş haber et hafta sonu toplanma
yerimizi de belirleriz. Zeyd arkadaşlarla konuştuktan sonra toplanma yerini
fakültenin oradaki çay bahçesi olarak belirledi. Daha sonra Zeyd fakültede bazı
sınıfları gezerek duyuru yapmak istedi hafta sonu için, bu duyuruya olumlu
yaklaşımlar vardı. Bunun yanında olumsuz karşıt görüşlü öğrencilerde vardı. Ama
onlar için bunun zararı yoktu, çünkü onların yaptığı gibi kimseyi
düşüncelerinden dolayı ötekileştirmediler.
Arjin’nin
üniversite hayatında eğitim dışında da hedefleri vardı. Gittiği her yerde iyi
izlenim bırakmak, kimseyi dilinden, kültüründen, görüşünden dolayı
ötekileştirmeden kardeşçe, barış içerisinde yaşamak, paylaşmanın değerini
anlamak, anlatmak, acıya ortak olmak, mutluluğu paylaşmak bu şekilde hayatı
güzelleştirebileceği eylemselliğe ve düşüncelere sahip biriydi.
Cumartesi günü ilk toplanma yerine gelen
Arjin arkadaşları karşıladı. Yeni gelen arkadaşlar vardı hepsiyle tanıştı
tokalaştı. Havada çok güzeldi. bir bahar havası vardı. Zeyd’de geldikten sonra
hep birlikte sohbet eşliğinde derneğe doğru yola koyuldular. Aralarında bir tanesi birden türkü söylemeye
başlayınca herkes alkışladı arkadaşı. Sesi çok güzeldi ve hiç kimse müdahale
etmeden dinlemeye başladı. Birden şarkı söyleyen aniden susunca herkes şaşırıp
birbirine bakındı. Arkadaş şarkı sözünü unuttuğu için evelemeden susmayı tercih
edince herkes başladı gülmeye. Başka bir arkadaşta diğer arkadaşın utanıp
sessiz kaldığını fark edince hemen oda başladı başka bir türkü mırıldanmaya.
Hep birlikte türkü eşliğinde vardık derneğe. Derneğe varınca yeni gelen
arkadaşlardan bazıları derneğin tabelasındaki devrimci gençlik derneği yazısına
takıldı ve derneğe girmekte tereddüt ettiler. Arjin bunun farkına vardı ve yeni
gelen arkadaşlara tereddüt etmeyin buyurun içeri, burası düşündüğünüz gibi bir
yer değil nasıl ki çay bahçesinden buraya kadar güle, oynaya, türkü söyleyerek kardeşçe
geldiysek, öylede devam edeceğiz. Haydi içeri geçelim de sizlere çay
demleyeyim. Hep birlikte içeri geçtikten sonra Arjin arkadaşları dernek sorumlusu
Leyla ve Bedrettin abiyle tanıştırdı. Leyla ve Bedrettin abinin arkadaşlara güler
yüzlü, sevgi dolu, sıcak yaklaşımları arkadaşları mutlu etmişti. Tanışma
vasfından sonra masalar birleştirilip oturuldu. Arjin’de ilk olarak hemen
arkadaşlara çay demledi. Derneğin duvarlarındaki posterler, raflardaki tıka
basa dolu kitaplar arkadaşların baya dikkatini çekmişti. Aslında hepsi derneği
beğenmişti. Tereddütte kalan arkadaşlarda ısınmıştı derneğe. Yeni gelen
arkadaşlardan biri raflardaki kitapları kurcalarken ‘Adım İbo’ adlı kitaba denk
geldi. İbrahim Arjin’e bu kitabı alabilir miyim? Söylemi üzerine, Arjin cevap
vermeden Bedrettin abi ‘tabi ki istediğin kitabı alabilirsin. Sizler için bu
kitaplıklar tıka, basa dolu’ dedi. İbrahim’de kitabı alıp Bedrettin ağabeye
teşekkür etti. Arjin’de çayları demledikten sonra arkadaşlara dağıttı. Ardından
Leyla da kurabiye ikramında bulundu arkadaşlara. Bedrettin abi de işini bitirip
oturdu arkadaşların yanına. Daha sonra İbrahim elindeki kitabı göstererek
‘benimde adım İbrahim olduğuna göre bu kitap bana yazılmış kabul ediyorum’
söylemi üzerine herkes başladı gülmeye. Zeyd’de ‘kimin adına yazıldığını
öğrenmek istiyorsan oku bitir kitabı’ dedi. Sahi bu ibo kim çok merak ettim.
Bedrettin ağabey de ‘işte o karşı duvardaki şapkalı olan ibo. O bir
devrimciydi. Bedenini kırmızıya boyayıp daha sonra yedi parçaya ayırıp, yedi
bölgeye dağıttılar.’ İbrahim’in ‘nasıl yani’ söylemi üzerine Bedrettin abi
derin bir iç çekişle ‘uzun hikaye anlatsam ömür yetmez sen en iyisi oku kitabı
anlarsın’ dedi. Sohbet eşliğinden çaylar da bitince Bedrettin abi öğlen için
yemek yapalım hep birlikte yeriz söylemi üzerine Arijn’le Leyla ‘sen otur abi
biz yaparız hiçbirimiz yabancı değiliz değil mi arkadaşlar? Tabi ki de biz
gençler hallederiz. Bedrettin abi de ‘niye ben çok mu yaşlıyım.’ Hayır abi
estağfirullah öyle demek istemedim. ‘Biliyorum biliyorum şaka yaptım. Hadi size
kolay gelsin. O zaman benim de bir saatlik işim var, işimi halledip geleceğim
bu arada yemekler güzel olsun ha hadi bakalım görüşürüz. Görüşürüz abi J. Bedrettin abi gittikten sonra
diğer arkadaşlarda kolları sıvadı. Kimi domates doğradı, kimi soğan soydu, kimi
yeşillik ayıkladı yani el birliğiyle yemek yapmaya başladılar. Sonra Arjin ‘kim
bize türkü söyleyecek’ dedikten sonra Zeyd’de ‘kimin söyleyeceğini bilmiyorum
ama kim söyleyecekse bir zahmet türkü sözünü, türkünün en güzel yerinde
unutmasın’ söylemi üzerine yine herkes başladı gülmeye. İbrahim de sessizlik
istedi bir an arkadaşlardan, sonrada güzel bir girişle zeynebim türküsünü
söylemeye başladı. Gerçekten büyüleyici bir sesi vardı. Herkes hayranlıkla dinliyordu.
Türkü bittikten sonra herkes İbrahim’i alkışladı. Arjin’de İbrahim’e ‘Waayy ibo
waayy’ diye seslendi. Tabi İbrahim’den jeton düşmemişti. Daha sonra yemeklerde
ocağın üstüne koyuldu, ortalık temizlendi. Arjin arkadaşların çaylarını
tazeledikten sonra hep birlikte oturuldu masaya. Yeni gelen arkadaşlardan ismi
baran olan Arjin’e ‘bu derneğe pek gelen olmuyor galiba’ diye sordu. Arjin’de
‘aslında önceden çok aktifti gelen çok öğrenci olurdu. Çoğu zaten mezun oldu.
Hepsi memleketine gittiler ama hala görüşüyoruz, arkadaşlığımız kardeşliğimiz
bakidir. Onlar şuan burada değiller ama farkındaysanız sizler buradasınız’
söyledikten sonra, Baran ‘ne güzel gerçekten çok iyi insanlarsınız, oysa
çevremde sol düşünceler hep kötü olarak gösterilirdi ama gerçekten öyle
değilmiş bunun kesin kanısına vardım, şu anlık için demiyorum. Sizin konferans
salonunda onca erkeğin sessiz kaldığı bir anda öğretim görevlisinin yanlış
söylemlerde bulunmasının ardından solanda hiçbir erkeğin cesaret edemediği
duruşu siz sergilediniz bir kadın olarak. Bu aslında biz erkeklerin utancı,
oysa siz erkek, kadın ayırt etmeksizin bütün öğrenciler adına konuşmuştunuz. Gerçekten
sizi takdir ediyorum ve sizi tanıdığım için de çok mutluyum. ‘Bende sizleri
tanıdığım için çok mutluyum Baran. Böyle bir çağda sizin gibi evrensel ve
sınırsal ideolojilere sahip insanları tanımak gerçekten umut verici bizim için.
Bir yanlışın bütün doğruları infaz ettiği böyle bozuk bir çağda yanlışlara
fırsat vermeyen sizin gibi ve daha nicelerinin var olduğu bir yaşam kolektifi
yaratmak hepimizin hayalidir ve bu imkansız değildir. Sadece insani değerleri
üzerine kurulu vicdan, merhamet, doğruluk, paylaşım ve birlik, beraberlik
ilkelerini yaşatmamız yeterli olacaktır.
Şimdi sizlere soruyorum; paylaşmanın,
yardımlaşmanın ve bütün dillerden, bütün renklerden ekmek yemenin neresi kötü
olabilir? Evet kapital zihniyetler için kötüdür bu söylediklerim, çünkü onların
zihinlerinde yanlışların doğurdu, benlik kavramını kullanarak kendi çıkarsal
yollarında ilerlemek için kabul ettikleri yanlışın doğurduğu doğrular vardır.
İşte bu yüzden sosyalizm, tek bir çatı altında inanç, düşünce, görüş, fikir,
dil, din, ırk vb. gibi kavramları ayırt etmeksizin aynı tabaktan yemek, aynı
bardaktan çay içmektir. Umarım beni yanlış anlamamışsınızdır.’ Arjin
konuşmasını bitirdikten sonra, Baran Arjin’e ‘konuşmanız bize terapi gibi geldi
gerçekten. Bütün güzellikleri döktünüz masaya, bize düşende bu güzellikleri
yaşatmaktır artık’ dedi.
-Böyle güzel düşüncelere sahip insanların
bir arada olması çok güzel ama bunun yanında da böyle güzel düşüncelerin, farklı
alanlarda yıpratılması da üzücü gerçekten.
Bedrettin abi işini bitirip, derneğe geldi. sonra masaya gazeteler
serildi, yemekler de hazırdı sıcak sıcak mis gibi. Herkes oturdu yemeğe,
Bedrettin abi de yemekte bir şeyler eksik gibi mırıldandı. Tabi Arjin hemen
farkına vardı. Kuru soğan eksikti. J Almayı unutmuştular. İbrahim ‘hemen
gidip alayım da geleyim’ dedi. Bedrettin abi sakın yemekten kalkma dedi. Ama
İbrahim duymazdan gelerek bir çırpıda fırladı manava üç baş soğan alıp geldi. İbrahim
bıçak isteyince Bedrettin abi de ‘bıçakla değil elini tokmak gibi yapıp
kıracaksın sonra da soğanın cücüğünü bana vereceksin’ dedi. İbrahim elini
tokmak gibi yapıp soğanı kırmaya çalıştı ama bir türlü ikiye ayıramadı.
Bedrettin abi de ‘kendini zorlama İbrahim ver bana kırayım’ dedi. Fakat İbrahim
inada binmişti. En son deneyişinde soğanı masaya sağlam bir şekilde oturtup var
gücüyle vurunca masa biran yerinden oynadı soğanda ikiye ayrıldı ama İbrahim’in
elide baya acımıştı. Yüzü de domates gibi kızarmıştı. Canı acımıştı belli ama
erkekliği gereği hiçbir şey olmamış gibi soğanın acısını yaşar gibi içine atmıştı.
Bedrettin abi de biraz dalgaya aldı gibi oldu biran. ‘heyyt aslan parçası’
dedikten sonra yemekler mükemmel olmuş çok beğendim. Haftanın her günü
bekliyorum sizi. Ama okullunuz var en azından haftanın iki günü mutlaka gelin
yoksa hasret kalırım böyle lezzetlere deyince arkadaşlarda tebessümle ‘olur mu
hiç öyle şey tabi ki de geleceğiz. Böyle bir ortamı geri tepmek olmaz,
olmamalı.’ Yemekler yenildikten sonra masalar toplandı, temizlendi. Bulaşıklar
yıkandıktan sonra da tekrardan çay demlendi. Çaylar tazelendikten sonra hep
birlikte masaya oturuldu. Bedrettin abi gazeteyi eline alıp bir iki kurcaladı.
Verilen bir haberde; on iki yaşındaki bir kız çocuğunun, çocukluğunu yaşayamadan kocaya verildiği için
yaşamayı ölümde aramasına ve intihar etmesine içten üzüntüsünü ve bir o kadar
da öfkesini elini masaya vurarak belli etti. Herkesin birden o sesle Bedrettin
abiye bakması üzerine, Bedrettin abi de ‘çocuklar büyümemeli, çocuklar
ölmemeli, çocuklar yaşamayı ölümde aramamalı’ diyerek bir an gözleri doldu.
Bedrettin abi de babaydı. Kızını küçük yaşta kaybetmişti. Arjin’ide hep kızı
olarak görürdü. Aslında derneğe gelen herkese baba gibi yaklaşırdı. Çünkü o
gerçek bir babaydı.
Biraz hüzünlüde olsa güzel bir gün
geçiren Bedrettin abi arkadaşlara teşekkür etti. hepsi için güzel bir gündü
aslında. Bedrettin abi arkadaşları çok sevmişti, arkadaşlar da Bedrettin abiyi.
Karanlık çökmeden Arjin kız yurduna, Zeyd ise arkadaşlarla eve doğru yola
koyuldular ve böyle güzel bir gün geride bırakıldı. (Tamamlanmayan ÖYKÜ)
Yorumlar
Yorum Gönder